Gece saat 3.
Ben yine elimde bir bardak sütle balkondayım.
Bu iş son bir haftadır böyle... Gecenin ortasında uyumaktan sıkılmış bir halde kalkıyorum yataktan.
Balkonun kapısını açıyorum önce, sonra hiç düşünmeden mutfağa doğru yol alıyorum.
Kapıdan içeri girmeden önce durup bakıyorum; dolap yerinde, halı sereserpe yerde, kapalı dolapların içindeki bardaklar eylemsiz bir grup gibi, duruyorlar öylece..ocağın ışığı yanıp sönmüyor, babam her zamanki gibi fişini çekmiş olmalı (işlerin ters gideceğine dair sonsuz bir inancı var bu adamın, bir gün tüpte gaz kaçağı olacağına ve bu kaçağın elektirikle birleşince evimizi havaya uçurağacağına inanıyor, bu inancının adı tedbir Tanrısı) yani her şey normal seyrinde.
Dolabı açıp, bardaklardan birine süt koyuyorum.
Sonra bardağı aldığım gibi odamın içinden geçip balkona çıkıyorum.
Güzel bir serinlik karşılıyor beni...
Trabzandan tutunup dışarı doğru esniyorum, düşmesem iyi olacak...
Geceye bakıyorum, seslere.. Tabiat o saatte çıldırmış gibi. Ağaçlar ve böcekler uyumuyor, gökyüzü lacivert olmuş nefes alıyor...O nefes alıp verdikçe rüzgar gülü kıpır kıpır... Bir köpek, diğer sokaktaki köpeğin havlama sesine cevap veriyor, sulama kanallarının içinde toprağa doğru ilerliyor sular.. Biraz daha böyle giderse doğa uykusundan uyanmış bir adam gibi ayağa kalkacak.
Yoruluyorum ...
Ben sonra uykuya yine...